Posted on 23-07-2008
Filed Under (ÖSS) by admin

Bu yazı toplamda 9, bugün ise 0 kez görüntülenmiş

Gerçektende öyle ne dersiniz? Çalışan hakeden mi kazanıyor sizce? Karışık bir konu değilmi? Ama en mantıklı olan çalışanın kazanması değilmi?

Öss tam bir çalışma ve güçlü psikoloji entegrasyonu ile kolayca aşılabilinecek bir yapı. Sadece çalışmak tam anlamıyla konulara hakim olmak başarıyı getirmiyor.Sınav öncesi ve anındaki psikoloji,bireysel güç başarının anahtarı. Sınav anında herşeyden soyutlanabilmek, herşey yerine sadece sınavı düşünebilmek,ona odaklanmak tek doğru yöntem.Pek çok insan hakettiği emeğinin karşılığını alamıyor. Bu bir gerçek. Başka bir gerçekte ise Öss’nin zeka kapasitesini yada zekayı ölçmemesi. Yada bu lanet olası sınav yeteneğide ölçmüyor değilmi? Ama bakıldığında bu sınav bu ülkede en adil statü atlama yapısı. Yurdumun en ucra köşesindeki köylüçocuğunu bile yüksek akademik kariyer sahibi biri ediveriyor. Hem zeka, hem güçlü psikolojik ve fizyolojik strateji ile bu sınavı aşmak kalıyor.Bir sonraki yazımda psikolojik yenilgilerden söz edeceğim. Öss hazırlık arefesinde pek çok arkadaşa yardımcı olacağını umuyorum

(0) Comments    Read More   
Posted on 28-06-2008
Filed Under (Kategorilenmemiş) by admin

Bu yazı toplamda 31, bugün ise 0 kez görüntülenmiş

En sonunda ohh bitti mi demeliyim ?  Yoksa bir daha bir daha mı düşünmeliyim?

Çok değil yaklaşık 4 ay önce “manyağın biri” beni blogum aracılığıyla Msn’e eklemiş. Buraya kadar problem yok. Ama adam ultramanyak çıktı.  Bencil , sadece kendi derdini anlatır, dert dinlemez. Canın sıkkın umursamaz. Aldırış etmez. Kendini dünyanın en alımlı en çekici , en güzel , en zeki yaratığı sanan.Hayatı ve statüsü ile insanı ezmeye çalışan , insanlıktan  nasibini hiç almamış biri. Ama garip bir nokta var ki. Elemanın biraz kafa çalışıyor bu belli. Her hafta veya 2 günde bir mutlaka birbirimizi siler sonra tekrar mutlaka eklerdik. Yeri geldiğinde çok eğlenirdik. Ama bende ilgi uyandırmasının sebebide kendini çok kapalı tutması. Bendeki keşfetme ve yorumlama isteği ona iyice odaklanıp kişiliği hakkında bir fikir sahibi olmaya çalışma isteği bütün yaptıklarına göz yummama neden oldu. Pratik bir zekası vardı . Ağzıda çok bozuktu. Ama gerçekten değer verip iyi sohbet ettiğimiz zamanlarda oldu. Ama adam bir sosyal mühendis çıktı. Yani can sıkıntısı yada yeni insanlarla tanışıp sohbet etmek , zaman öldürmek gibi şeylerle zaman harcayan biri. Aşk sevgi nedir bilmediğinden bunu ona çok görmedim. Kolay kolay bir insana değer vereceğinide sanmıyorum. Tüm konuşma çabam , gayretim ,tüm alttan alışlarım dün son buldu. Beni üzdüğü için bir daha konuşmak istemediğini söyledi. Bu gerçek mi yoksa artık bendeki ham madde kaynaklarının tükenmesimi neden? Aylardır yazdıklarımla bağdaşan. Kaygısız , insana değer vermeyen, mutluluğun insan sevgisi dışındaki bağıntılarda arayan tipik insan. Artık daha ciddi şeylere kafa yormaya başlasam iyi olacak.

(1) Comment    Read More   
Posted on 22-06-2008
Filed Under (Kategorilenmemiş) by admin

Bu yazı toplamda 32, bugün ise 0 kez görüntülenmiş

Nedendir ki bu aşk hep ihtiyaç duyulan zamanda yoktur. Yada varolduğunda neden sorun yaşatır. Yada yokluğu neden özlem duyurur. İnsan zaman zaman zorla aşık olma çabası içine giriyor. Bu içinden çıkılması zor bunalımlara yol açıyor. Doğru kişi olmayışı , karşındaki insanın anlayışsızlığı ve karşındakinin insanın duygularını önemsemeyişi bu bunalımlara neden. Oysa muhtemelen pek çok  insanın istediği sade basit sıradan bir aşk.

Gerçek aşk sadece karşıdaki insanları hatalarıyla kabul ederek. Onu tamamlayarak, ona sadık ve bağlı kalarak yaşanır. Ufacık her özürü bile sorun yapmak aşkı bırak , sıkıcı bir hal bile alır. Kılı kırk yararak bir ilişki yaşamanın hiçbir anlamı  yoktur . Bu insanı sıkmaktan başka hiçbir işe yaramaz. Seveceksen bir insanı hatalarıyla sevmeli Ama karşıdakide  i adam olmalı. Buna değsin.Seni kıracağım kaybedeceğim endişesi yaşasın. Yokluğun acı uyandırsın. Aşk anca bu şekilde yaşanabilir.

(0) Comments    Read More   
Posted on 10-03-2008
Filed Under (Kategorilenmemiş) by admin

Bu yazı toplamda 54, bugün ise 0 kez görüntülenmiş

Haftasonları ders için Tire’ye gidiyorum. Ve genellikle trenle gidiyorum. İstasyon, Tire’de kalacağım yerin hemen yanı başında. Yada ucuz olması bana cazip geliyor :) . Dün İzmir’e gelirken kötü bir yolculuk geçirdim. 124 kişilik tren tam 210 kişi ile seyir halindeydi. Millet Perişan 2 saatlik yolu adeta camlara yapışarak gidiyorlardı. O arada gözüme pişmaniye ve su satan bir adam takıldı. İnsan ayrımı yapmam. Sosyal ve kültürel olarak asla. Ama adam sucu olmak için fazla entellektüel gözüküyordu. Ve yanlarında 4-5 yaşlarında şirin mi şirin bir kızı ve 15-16 yaşlarında büyük kızı ile satış yapıyordu. Trende benim de içinde bulunduğum 6-7 kişilik bir grup olağan Türkiye şartlarını konuşuyorduk. Bir adam bazen gerçekten güzel konuşsada arada sırf biraz uç nokta , entel , bilgili ve deha gibi gözükmek için arada uç noktalara iniyordu. Zaman zaman kendini Türkiye’deki cahil insanı eğitmeye , bilgilendirmeye adadığını savunuyordu. Üstelik kendiside çok bilgili ve kültürlü biri gibi durmuyordu. Ayrıca tornacılık yapıyormuş. Yani ağzı olan konuşuyor modundaydık. Ama bir yandanda aklım sucudaydı. Gerçekten bu işte bir gariplik seziyordum. Tire-Ödemiş gibi bir kesimde bu tip bir sucuya rastlamak oldukça garip. Her durakta inip diğer vagonları teket teker dolaşıyordu. Hemen önümde durdular. Kendisi ve 2 kızı. Küçük kızı o kadar tatlı bıcır bıcır bir ufaklıktı. O kadar acıdımki. Çok sevimli şirin birşeydi. Dayanamadım ve bir su aldım. Sudan 1-2 yudum içtim. Sonra küçük kız bana ” Hepsini içsene” dedi. Sonra paran varmı diye sordu. Ben de var dedim. Oda bitir birtane daha al dedi. Anlaşılan bu ufaklığın içinde bir hırs oluşmuş. Ufacık sucu kız. 20 dk kadar trenden inesiye kadar oynadık onunla. Ama içim o kadar kötüydü ki. Ufacık , minicik bir kız farkında olmadığı hayatta neler yaşamak zorundaydı. Babası ile annesi ayrılmış. Adamda işi olmadığı için su satarak geçimini sağlıyor. Gayet medeni ve kültürlü bir adam. Ama ben o küçük kıza üzülüyorum. Geleceği belli olmayan bir yaşamda hep maddi kaygıları olarak büyüyecek. Muhtemelen parası olmadığı için iyi bir eğitim alamayacak, sosyal ve kültürel bir gelişim yaşayamayacakdı. Kendini birşeylerden sürekli eksikli hissedecekti. Ama o kadar tatlıydı ki. Bir ara cebimdeki tüm paramı çıkarıp küçük kıza vermek geldi aklıma. Ama sonradan düşündümki Bu babasının onurunu gururunu acıtabilirdi. Ona acıdığımı düşünse belki kendini kötü hissederdi. Çocuklarına iyi bir baba olmadığını onları ne hale soktuğunu düşünebilirdi. Bir babanın bu tip bir duyguya kpılması gerçekten çok acı bir durum olurdu. Bunları düşünerek fikrimden vazgeçtim. İnerken bir pişmaniye alacaktım ama o kadar kalabalıktı ki kendimi hemen trenden inmiş buldum. Ve aklım dahala o küçük kızda.

(0) Comments    Read More   
Posted on 28-02-2008
Filed Under (Kategorilenmemiş) by admin

Bu yazı toplamda 76, bugün ise 0 kez görüntülenmiş

Bir arkadaşımın hediyesi. Sokak kızı. Bu Panait İSTRATİ’nin beni büyüleyen bir kitabı. O kadar yalın ,doğal ,mükemmel bir anlatımı var ki müthiş bir akıcılıkla bitireveresim geldi kitabı. Kitabının başında o kadar güzel bir cümle kuruyorki bu cümlede “Yavuklumun yanında bir gecede, bir yazlık bütün “emeğimi” verdim.” diyor. Ve şöyle devam ediyor. Evet verirdim… çok almak için çok vermek gerekiyor. Bu iş kendiliğinden zahmetsizce olup biter. Ama mesele orada değil.İnsanlarıda birlikte sevmeden ışığı sevemez kişi. Bütün insanları değil. Kimse onların hepsini birden sevmez. İsa bile bu kadar ahmakça sevmiş değildir onları. Biz , türlü şekillerde bize benzeyeni severiz. arzularımızı severiz. Diye devam ediyor.Ve dahada dünyama birşeyler katıyor.

Yaşama kafa yormak , eğlenmeyi bilmek ve mutluluğu aramak yerine onu yaratmak gerekir. Çoğu bloglarda okuyoruz. Aşk için ne kadar debelenildiğini onun insanı çaresiz bırakması karşısındaki acı çekilimini. Ben buna inanmıyorum. Ölü bir aşk için acı çekilmez. Yada var olmayan, olmamış bir tutkunun bağında kalmak mantıklı gelmiyor. Her dönemde aşkı yaşadığını düşünen insan çoğu zaman aşkını sınamayı göze alamaz. Aşksa eğer var olan her yaşanılan herşey bitse dahi gönüller artık bir olmasa dahi eğer gerçekten aşk yaşanılmışsa dahala aşk var olur. Ne kadar adi olursa olsun ne kadar yapay bir kişilikse bile aşk eğer gerçekten var olmuşsa herşeye rağmen aşk bitmez. Ama ne yazıkki ben hiç aşık olmamışım. Bu kadar kolay silebileceğimi , zerre kadar kalbimin acımayacağını, herşeyin o varkenden daha iyi olacağını bilseydim. Bu işi inanın ilk günden yapardım. Aşkı tatmamış olmak kötü. Ama acısını yaşamamış olmak çok daha iyi. İnsan zaman zaman yaşadığı bunalım üzüntülerden dolayı boşluğa girmesi ve yoğun duygular yaşaması çok normal. Bende herşeye rağmen şuan çok daha mutluyum.

Bu kitapta ayrıca yazar çocuksu aşkı , gençlikteki cinselliği ve aşk oyunlarını büyüleyici bir dille anlatıyor. Bu kitap için arkadaşıma teşekkür etmeliyim :) .Teşekkürler Nerransula Fundoti :) . Hepinize düşüneceğiniz bol zamanlar. Hayatınızı daha bol sorgulamanız dileğiyle . :)

(0) Comments    Read More   
Posted on 17-02-2008
Filed Under (Kategorilenmemiş) by admin

Bu yazı toplamda 112, bugün ise 0 kez görüntülenmiş

Hayatta sürekli akıcılık moda. Durgun ve geçmeyen ne var ki. Herşey geçip gider. Bir akışkan yoğunluğunda yaşanıyor hayat. Geçmişe peşkeş çekerek yaşamak en güzeli. Güçlü , kendinden emin , kendini yücelterek yaşamalısın. Geçmişten yarına aktarılacak değerlerde olmalı. Yaşama anlam katan değerlerden uzaklaşmanın bir anlamı yok. Hiçbirşeyden kaçmamalısın. Kurgulayarak yaşanmalı. Her şartı düşünmenin faydası burada. Herşeye hazır oldukça her duruma zaten alışkınsındır. Empati , ince his kadar güzel birşey varmı? Kahve ve düzensiz psikoloji yüzünden kalp atımım 120/dk yani bu neredeyse normal bir insanın kalp atımının 2 katı. Artık bir süre bilgisayar programlamaya son veriyorum. Hayatımı programlayacağım. Düzenli mutlu bir yaşama koyuldum. Çok büyük değişiklik olmayacak. Çünkü bu hayatı yine yaşayacak olan benim. Bir acım yaram yok . Gönlüm ferah ve rahat. Yaşama elimden gelenin en iyisi vererek yaşıyorum. Umarım kalbim 150 yi bulmaz :) Umarım nalları dikmem :) Aşağıda matematiksel bir anlatım tarzı :) Hepinize iyi günler.

Pi`yi 3 al güzelim, ben seni böyle de severim.

Seviyorsan hesap et: 2x-2y=21 / x+y=5 / x=? y=?

3 bilinmeyenli denklem çözerim, geçme beni enayi kendi kuyunu kazma.

Beni tanımamışsın eleman , Küsüratım bile olamazsın .

Gülü soluncaya, seni lim x = 0 sin x /x `e kadar seveceğim. ( Sonuç 1 :) ) )

En son sollayanı çarpanlarına ayırdım.

Sağlama benim işim, sen soldan geç.

Birden gelip, sonsuza giderim…

(0) Comments    Read More   
Posted on 09-02-2008
Filed Under (Kategorilenmemiş) by admin

Bu yazı toplamda 100, bugün ise 0 kez görüntülenmiş

Cebelleştiğim :) , bile bile çekilen acı , ama bundan hiçbir zaman pişman olmamak gibi bir sözlük anlamı yok tabi. Tahmini olarak kökeninde insanın mutlu olma yolunda arayışa girmesiyle yaşanan ama acıyla beraber ekşimsi bir mutluluk yaratan duygu :) . Aşkın doğasında olan en önemli şey bence acı. Sürekli iki tarafın sınırlarını zorlaması. Mutlu olma yolunda yaşanılan bir şeyin düşünülmeden yaşaması belki en güzel tarafıda bu ya. Tüm beklentilerini bir insan üzerinde odaklayıp mutluluğu tek bir pencere içerisinde aramak tabiki yanlış. Mutluluk ancak aşkında içinde bulunduğu diğer yaşamsal döngülerle süslenen bir kompozisyon içinde yaşanılabilir ancak. Aşk’ta önemli olan iki gönül ,korkmayın  samanlık seyran olayına değinmeyeceğim :) . Burada bahsetmek istediğim aşk ve çevresi. Aşkı mükemmel kılan iki insanın sadece birbirine ait olarak ve temiz duygular çerçevesinde paylaşım yapmasıdır. İnsanın doğasından ileri gelen mükemmellik iç güdüsü aşkın büyük bir kabusudur. Gerçekleşmeyen istekler, beklentiler tabiki mutsuzluğa yol açacak. Ama aşkın zor döneminde bence iki sevgilinin tek anlatması gereken birbirine olan destek ve sadıklığıdır. Güven aşkı tırmalayıcı veya pohpohlayıcı bir etkiye sahip. Aşk özverisiz elde edelicek birşey değil. Karşılık beklemeden paylaşması gerek demeyeceğim . Çünkü bu benim tüm insan davranışlarında çıkar vardır tezimle çelişir. İnsan bişi paylaşırken hep bir karşılık bekler. Buda mutluluktur. Her zaman mutluluk beklemez denmez. Dolaylı yoldan mutluluk bekler. Bu para , cinsellik , gülümseme , çiçek , kazak vs. olabilir. Aşkı yaşıyorsun hepsini yaşamalısın yarım kalmamalı hiçbirşey. Sevdin mi kanının son damlasına kadar vermelisin herşeyin. Bitr kere yaşıyormuşsun düşüncesini çıkarmamalısın. Ne olursa olsun mutlu olmayı bilmelisin. Sevdiğinin gülüşü, kokusuna sığınmalısın. Başın ağrıdığında , yüreğin darda olduğunda yaslanmalısın. Elimden gelenin en iyisini vereceğim demelisin. Her an düşünmelisin onu. Çaban hep onun için olmalı. Aşk bu zaman yaşanır olur. Herşeyini verebilmelisin. Gözünü kapattığında onu düşünmekten  vücudunu sarmalı heyacanı. Kusmalı gibi olmalısın. Başını döndürmeli. Gözün kararmalı. Onun üstünden yaşamalısın. Aşk bu zaman var olur. Eğer aşık değilsen , bilki olacaksın o yüzden bu riskle hep karşı karşıyasın. :)))

(0) Comments    Read More   
Posted on 07-02-2008
Filed Under (Kategorilenmemiş) by admin

Bu yazı toplamda 131, bugün ise 0 kez görüntülenmiş

Evet bunu gerçekten soruyorum. Muhtemel olarak bu soru Eşeğin karnı neden ağrır sorusuna benzedi :) . Yani halk içinde eşeğin bilmediği ot karnını ağrıtır derler ya kaygısız , düşünmeyen insanlar içinde yaşam biraz böyledir. Çünkü yaşamda olanların farkında bile değildirler. Yıllar sonra ömürleri bitme noktasında iken ah çekerek vayy be koca ömür nasıl geçti gibisinden hayıflanırlar. Bende bu mantıaliteyi kavrayamıyorum. Gnellikle kaygısızlık düşük seviye zekalı tiplere aittir. Sanki bir daha bu dünyada yaşayacakları hislerine kapılırlar. Aslında her geçen gün bir kayıptır. Ben sürekli herşeyi kurguluyorum herşeyin şey olmasından doğabailecek şeyleri gözümde kestirmeliyim. Bir acıya bir hüzne bir mutluluğa hazır olmalıyım. Yaşamımın her evresini planlamalıyım. Planlı yaşamalıyım. Boşa harcayacak zamanım yok sonuçta gelmişim ve bu kadar bilinçsiz geçen örnek yaşamlar varken, bende bu dünyada kolay kolay yok olmamalıyım. Düşünsenize ömrü sadece yaşayarak geçmiş birini kim hatırlar. Yıllar sonra sor yaşayım öldüğünden  haberleri bile olmazlar. Birde Euklides (Öklid) , Einstein , Mustafa Kemal Atatürk bu gibi insanlar herzaman hatırlanacak.

Pekş bu hatırlanacak insanların diğer insanlardan farkı neydi. Hepsi programlamayı bilmesi . Burada bahsettiğim bilgisayar programlama değil :) Hayatı yaşamı programlamayı bilmeleriydi. Bir hedefleri doğrultusunda yaşamayı seçerek hayatı önemseyerek ve sonuçlarını düşünerek yaşadılar ve ölmediler . Siz düşünüyormusunuz ki Einstein her problemi çözerdi. Hayır Einstein karşılaştığı pek çok problemi çözemezdi. Ama biz çözemediklerini değil çözdüklerini hatırlıyoruz neden bunlar peki çünkü çözdükleri bile insan yaşamına yön vermeye yetti. Peki öklid h.h= p.k  bağıntısını bir bakıştamı buldu. Hayır günlerce bir çalışmanın ürünü.

Hayatta  önemli 2 şey vardır.1. Önemli olanlar. 2. Önemsiz olanlar. Bu yukarıda saydığım isimler hep önemlileri yaptı. Ölmediler.

Birde her yerde şu afişe rastlıyorum. Üzerinde Einstein ‘ın resmi bulan hepimiz aptalız yazan afiş. Yola çıktıkları mantık ise Einstein’in bir okul için sınavı geçememesi ve bunu Ülkemizdeki en adil şey olan ÖSS ile karşılaştırmaları. Madem ki Einstein aptal. Sende aptallık yap. Adam sınavı geçemedi ama sana E =m.cc gibi bir sır bıraktı ki sende aptallık şovu yap diye.

Kaygı olduğu sürece bu hayat sadece yaşanır belki mutluda olunur. Ama bu şekilde ölünür. Yaşam harcanacak birşey olmadığına inanıyorum. Harcayan herkese sorduğunuzda pişmandırlar. Belki kaygısız olarak kaygılarınızdan kurtuluyor olabilirsiniz ama doğru düzgün yaşamıyor olursunuz.

Sağlıcakla kalın.

(0) Comments    Read More   
Posted on 24-01-2008
Filed Under (Kategorilenmemiş) by admin

Bu yazı toplamda 97, bugün ise 0 kez görüntülenmiş

Bu yazımda zaman zaman kapıldığım değersizlik, boşluk ,işe yaramazlık duygularından bahsedeceğim.

Hayatta her dönemde bu tip duygulara sürekli kapılıyoruz. Bunların genellikle nedenleri gerçekleşmeyen beklenti.

Aslında her olayda olduğu gibi yine kendi varlığımıza zarar veren yine kendimiziz. Beklentilere cisimlere, varlıklara gereğinden fazla anlam ve değer yüklemek ve karşılığındada paha biçilenden daha az deger almaktır insanı üzen. Bu bir maddi değer yada manevi değer olabilir. Ama ben buyazımda daha çok manevi değerler ve ilişiklerde biçilen değerlerden söz edeceğim :) . Zaman zaman arkadaşımıza dostumuza yada herhangi bir insana beklentilerimizi yoğunlaştırırız. Bunun nedeni ise insanın kendini yoksun hissedip bir başkasına ihtiyaç duymasıdır. (ki insan her evrede birine ihtiyac duyar) Bu ihtiyaç duymanın manevi boyutu ele alacağım :) insan beklentilerini yoğunlaştırmasının diğer bir sebebide mutlu olma iç güdüsüdür. Aslında insanın eylemlerinin tümünü bakıldığında amaç hep mutlu olup daha iyi yaşamaktır. Karşısındaki insanda mutluluk aramak, onun bir eylemine karşın beklentilerimizin yogunlaşması anlamanıa gelebilir. Örneğin ben aşktan söz edeceğim. Denir ki bir taraf yapıcı diğer taraf bozucu olacaktır. Buda bilimsel olarak bir taraf ne kadar bozucuysa diğer taraf o kadar yapıcıdır anlamı çıkar yada tam tersi. Bu şartlar bir ilişkinin yürümesi şartıdır. Ya bu şartlar yoksa 2 tarafta mutlu olacak değil ya. Aslınd aşkın boyutu verilen değerle biçilemez. Bunda hepimiz hem fikiriz ama. Sadece kalıcı olabilecek değerlerle ölçülür. karşıdaki insanda oluşacak hisler sanmayınki hep kalıcıdır. Her insanında bir atım noktası ,  dayanma sınırı yada eşik değeri vardır. Bu değer sevgi, saygı gibi degerlerle korunur. Bu değerler ortadan kalktıgında yok olur. Bugün bende hayat görüşümü değiştiriyorum. Yıllardır Ne kadar para O kadar köfte misali yapılan değer biçim örneğini bende tezime katıp savunuyorum. Hayatta önemli olan insanın kendisi. Kendisine olan saygı ve sevgisi. İnsan acıyı tek başına çekiyor. Sevgiyi tek taraflı yaşıyor. Demeyin bana bunlar paylaşılır. Yalan sadece yalan. Düşünülmek yada birlikte yaşanıldığını düşünmek yetersizdir. Hiçbir zaman  iki yürek bir acıyı yaşayamaz. Acı bölüşülmez. Aynı acı bir kalpte farklı diğerinde farklı hissedilir. Bunun nedeni acıya verilen değerdir. Hiçbir şeyin garantisi yoktur ki. Aşk bile gelip geçiciyken kendini yıpratmanın ne anlamı var diye düşünmemek elde değil. Çaba tek taraflı değil çoğul olmalıdır. Acıların sevgilerin paylaşılması için tüm maneviyatın paylaşılması gerekir. Biten birşeyler herzamn olacaktır. Ve herşeyin sonu bitmektir. Bu yaşamda bitmeyecek tek şey bile yoktur. Acı da geçer. Bu yaşamda sürekli başka kaygılarda oldugu sürece hiçbirşey kalıcı değildir. Ve insan gerçekleşmeyen beklentileri uğruna yaşamını değil yeni beklentiler üretmelidir. Aşk herşeye kadir değil. Aşk kör edici bir kimyavi. Önemli olan tüm yaşam ve beklentiler, kaygılarla aşkı yakalamak. Sağlıcakla kalın

(0) Comments    Read More   
Posted on 20-01-2008
Filed Under (Kategorilenmemiş) by admin

Bu yazı toplamda 206, bugün ise 1 kez görüntülenmiş

Bugün farkettim meğerse ben ne acınacak haldeymişim. Hep nasıl yazılıyor şuan bilmiyorum Polyanacılık oynamışım. Her şeyi görmezden gelerek yaşama mutluluk katma oyunu. Ta ki bugün dank etti. Ne adam gibi arkadaşım , ne değerimi bilen ona olan sevgimin boyutunu anlayacak olan kız arkadaşım! Düşündüm de hayat böylemi geçecek. Gelecek planlamaktan ,maddi ,manevi kaygılarım yüzünden bugünümü yaşayamaz olmuşum. Bugün bakıyorum hayallerim yarına yönelik yarın ise yarına. Bunun uçsuz bucaksız bir kısır döngü oldugunu bugun anladım. Acı bir şekilde. Her şey Game Over modunda. Şuan yapacağım yatağıma uzanmak , bugünümü , yarınımı , yapacaklarımı ve elimdekilere bakarak yorumlayacağım. İlk iş görüşmesine gittiğimde bana şu sorulmuştu. Çay yapmak istiyorsun muttaga gittin ilk önce ne yaparsın. Ben direk olarak ocağı yakardım dedim. Ama yanlış ilk önce evde çay varmı çaydanlık varmı tüp varmı onları kontrol etmem lazımdı. ozaman daha 15 yaşındaydım. 15- 16 yaşında bir bedene ama 40 yaşında bir beyine sahip oldugumu düşünmeye başlamıştım. Çocukluğumu yeni atmaya çalışıyordum. Benimde hayallarim vardı. İnanın elimdekinin en iyisini yaptım. Kimse daha iyisini yapamazdı. Herkes ne derse desin ben neden mi aptalım. Çünkü çevremdeki herkes çok zeki !!! Ben neden mi aptalım herşeyi umursuyorum her ayrıntının doğuracağı sonuçları düşünmek zorundayım. Neden mi bu yaşam benim ve onu programlamalıyım. Hayat nasıl geçecek. Bu hayatı ben taşıyacağım. ya zor ya kolay. Benim kaygılarım var hayatı umursuyorum, benim elimden hiç kimsenin farkında olmadan alınanlarım var. sorulmadan. 3 yıldır kaybolmuşum. kendime aynada bakıyorum, bu zayıf düşünmekten başka bir varı olmayan çocuk ben değilim. Bugün liseden arkadaşlarla buluştum dertleştik. Hepsi bana o kadar farklı bir gözle baktıki yada ben öyle hissettim. Okadar zayıflamışım ki o kadar zayıfım ki. Adeta işin içinden çıkamadığımda kendi zihnime bir kaçış yolu yaratmışım hayal ! Gerçi çok yabancı olduğum birşey değil. Hep yapardım. İnanın yıllardır çok param olsun şaşalı bir yaşamım olsun hiçbirini istemedim. Sadece düzenli bir hayat. Nefes alırken ürperiyorum. Çünkü büyüdüm. Hatıralar unutulmaz. Aklıma o kadar çok geliyorki. Sevdiğim bir kız 6 yıl öncede sevmiştim ozaman biraz daha küçüktü. Aklımı başımdan almıştı. Küçücüktük ozaman. Onu öyle bir sevdimki. Ama olmuyordu o anlaşamıyorduk. Tabi ozaman ben herşeyi göze alabiliyordum. O olmazsa bu ! Hayatımda günlerce aglayarak baktığım tek duvar Tire’deki evimin duvarıydı. Bu içinden çıkış yolu bulamadığım ben ve ailemin sürüklendiği vahim durum için. 2006 yılı tüm hayallerimi bitiren yıl. Ne yazıkki adam olamadım. 2007 yine adam olamadım. Ama hayata döndüm herşeye rağmen. Tüm sorunlarımdan uzaklaştım. Durduk yere değil tabiki. Aslında çok büyük bir başlangıç değildi. Ama beni hayata döndüren öpücük sevdiğim kzıın öpücüğüydü. O kadar çok seviyorum ki zaten anlatamıyorum. Zaten bunda şunu farkettim ki Dinamiğin ilk kuralı Etki = Tepki değişilmez bir kuram. Maymun oldum. İlk başlarda oda bana karşı böyleydi. Çok sıcaktı , gülüşü bile farklıydıki. ilk 1 ay çok zorlandım. Yine paranoyaktık. Hayatın amacı ne ? Acaba bu doğrumu? Bundan sonraki yaşamımda onu dogru yere koyabilirmiyim? Acaba beni mutlu edebilirmi ? Bana layık mı? derken büyük şaplağı suratıma çaktı. Aklımı başımdan aldı. Herşeyi bırakıp hayatımı onun üzerinden planlamaya başladım (ki bu aşk olmalı tam bir mal evresindeydim) Aklım onda Matematik yapamaz oldum. Perceive markalı parfümü sürekli zihnimi uyarır olmuştu. Onu koklamadan ,elini tutmadan bir gün yaşansın istemezdim. Verebileceklerim varken neden daha azını vereyim derken yapabileceklerimi yaptım. Karşımdakinden bir beklentim yok zaten o bana aşkıyla verdi. Kabul etmeliyim çok zeki bir tip değil. Dediklerini elimden geldiği kadar yerini getirmeye çalıştım. Her zamn o sıkılmasın diye İzmir’deki gidelebilecek yerlere götürdüm. Onun saçlarını okşarken omzunda uyurken düşündüklerim beni bu yaşamda bir yola itti. Yolsuzum bir yolum derken bir ray üzerinde yürüdüğümü gördüm. Söyelenebilecek çoğu güzel sözü söyledim. Zaman geçiyor tabi. Bir zaman geldi hayatım yıkıldı. Tek bir mesajıyla . Arkadaşına çok mükemmel değil aman işte tanıştırırım. bir gün ! Aman allahım canım okadar yandı ki ! Ne mi var bunda tabiki pek anormal birşey yok. Ama bende diğer insanlardan farklı değilim ki. Elimden geleni vermeye çalışırken onu mutlu etmek için didinirken .Abartmıyorum bütün köyün kızları ve Tirede onlarca hayranım verken ben bir kızın küçük bir tebessümüne hayatı değişmezsen bu adama koyuyor be. Ben mükemmel olmalıydım. Çünkü ben diğerlerinden farklı olmalıydım. İçinde bulunduğum vahim durumu unutarak bu kıza sarılmışken bunu okumak yıktı. Bu mesajı okuduğmda gecenin 12 si idi. Köydeyim. Rutubet kokan yatagımda tir tir titreyerek ağladığımı farkettim. Anlatacak kimsem yok. Dışarı çıksam göz gözü görmeyen bir yağmur uçsuz bucaksız sokak ve dertten anlamayan koyun sürüsü. Tamam mallık bende gibi bir şey var ama suç sadece bendemi. Neyse karşımdaki anlayışsız , uğruna hayatımı vereceğim, gözümden sakındığım , koklamaya sakındığım sevgilimle kavga ederek atlattık. Neden mi anlatıyorum. Bugün canım yanıyor, bugün hiç mi düşünmedin sen , seni seven adamın canı yanar diye düşünmeyen sevgilim diye düşünüp durdum. Kime anlatayım sevdiğimi, yeni birşey çıktı romantik değilsin , bana şunu almıyorsun. Bu beni öyle korkutuyorki onu kaybetmeye başlamak düşüncesi varımı yokumu alıyor. Evet benden soğuyor bunu anlıyorum ben ise bunu farkettikçe eriyorum bunu ona anlatamıyorum soramıyorum. Ayrılmak için çok erken onu kaybedemem. Ama sadece benim çabamla olacak bir iş değil galiba. Ben verdiğimi alamazken ne yapmalıyım. Artık hiçbir şekilde alttan almıyor , umursamıyor bile eski sıcak gülüşü yok ! Bir çiçek aldım geçen en çok sevdiğim türden Nergis ! Yazık çiçeğe keşke almasaydım dedirten sevgilime. Çiçeği atacak yer bulamadı. O kadar pişman oldum ki bu ne istiyor ne yapmak istiyor. Sensiz yaşayamam sensiz olmaz herşeyimsin diye kıza ne oldu. Bende ona karşı değişen tek şey aşkımın büyümesi. Romantizimse alasını yapıyorum. Söyleyin ey ahali bı kız ne yapıyor. Çiçeğimi kurutmuş. Söyleyin taptığım aşık olduğum kızın begenmediği çiçeği kurutması iyi bir şey mi. İnanın kendi hayatımdan çalıp ona atıyorum. Ben bu kızı seviyorum. Ama yorulup dinlemeye başlıyorum. Kibir bitiriyor. Gurur bitiriyor. Güzelce söylüyorum. Bana mısın demiyor? Aşk bu bazen olacak ne vardı diyorum. Yerimiydi zamanımıydı Matematik ve estetik olurmu derken :) Bu hayatta en iyi yaptığın halttı onu sevmek diyorum daha çok sevmeye devam ediyorum. Matematik bilmiyor , doğru düzgün iltifat bile etmiyor napalım. Bu konuda yardımlarınızı fikirlerinizi istiyorum. Ben bu kızı seviyorum , yapıcı olmaya çalışıyorum. bugün dünya iltifat ve aşk günüymüş. Günün anlam ve önemine uygun bir yazı oldu. Duygu sömürüsü yapmıyorum. Bu blogun amacı olan benim hayatıma ışık tutması hakkında bir yazıdır. Ama gerçekten seviyorum. Ve dua ediyorum inşallah bu yazıyı okumaz okursa bazı ibareler hoşuna gitmeyecek tabiki. Bunuda sorun yapacak. Güzel sözleri kelimeleri görmez. Neden onu dedin diye tartışırız. Ben iyice kılıbık mı oldum ne :D iyi akşamlar. sağlıcakla kalın yurdumun nefis insanları :)

(0) Comments    Read More